Yükseleni Kaçırma Korkusu – FOMO Nedir? Çözüm Önerileri Nelerdir?

İlk büyük dalga 2017 balonu sırasında yaşandı. Bitcoin 2017 yılı başında yaklaşık 1.000 ABD doları seviyesindeyken, aynı yılın Aralık ayında 19.000–20.000 dolar bandına kadar yükseldi. Yani yaklaşık 20 katlık bir artış söz konusuydu. Bu yükselişin son aylarında piyasaya giren yatırımcıların büyük bölümü, teknolojiyi ya da değerleme mantığını değil, etraflarında duydukları “birkaç ayda servet yapanlar” hikâyelerini takip etti.

2000’lerin sonundan itibaren ortaya çıkan şifreli paralar, finans tarihinde ilk kez milyonlarca yatırımcının aynı anda hem teknolojik bir yenilikle hem de hızlı servet hikâyeleriyle karşı karşıya kalmasına yol açtı.

İlk büyük dalga 2017 balonu sırasında yaşandı. Bitcoin 2017 yılı başında yaklaşık 1.000 ABD doları seviyesindeyken, aynı yılın Aralık ayında 19.000–20.000 dolar bandına kadar yükseldi. Yani yaklaşık 20 katlık bir artış söz konusuydu. Bu yükselişin son aylarında piyasaya giren yatırımcıların büyük bölümü, teknolojiyi ya da değerleme mantığını değil, etraflarında duydukları “birkaç ayda servet yapanlar” hikâyelerini takip etti.

İkinci ve daha geniş tabanlı  dalga ise 2020–2021 döneminde oluştu. COVID sonrası parasal genişleme ortamında Bitcoin, Mart 2020’deki küresel şok sırasında 4.000 dolar seviyelerine kadar geriledikten sonra, Kasım 2021’de yaklaşık 69.000 dolar ile tarihsel zirvesine ulaştı. Bu da yaklaşık 17 katlık bir yükseliş anlamına geliyordu. Bu dönemde yatırımcılar arasında bir telaş başladı, yükselen bir varlığı alma çabası toplum içinde kök saldı. Bu olgu  yalnızca bireysel yatırımcılarla sınırlı kalmadı; kurumsal aktörler, şirket bilançoları ve ana akım medya da bu psikolojiyi güçlendirdi.

Bu sürecin en çarpıcı yanlarından biri, çok sayıda yatırımcının şifreli paralara ilişkin teknik altyapıyı, ekonomik mantığı ya da riskleri tam olarak kavramadan piyasaya yönelmiş olmasıdır. Bir üniversite koridorunda ya da bir akşam yemeği sohbetinde, daha birkaç ay öncesine kadar kripto varlıklarla ilgisi olmayan kişilerin “Bitcoin alan bir tanıdık geçen yıl ev aldı” cümlesini art arda dile getirmesi, yükseleni kaçırma fobisinin en sade ve güçlü göstergesidir. Bu anlatılar, getirinin kendisinden çok, geç kalmış olma duygusunu merkeze alır.

Bu olguya finans literatüründe, Yükseleni Kaçırma Olgusu denir. Bu olgu yatırımcının bir varlık hızla değer kazanırken bu harekete dâhil olmamış olmasından kaynaklanan “geç kalma” ve dışarıda kalma korkusuyla, fiyat ve risk analizi yapmadan karar almasıdır. Bu durumda yatırımcı, beklenen getiriden çok, başkalarının elde ettiği kazancı kaçırmış olma duygusunu yönetmeye çalışır.

Bu tür anlatılarda yatırımcıyı harekete geçiren şey, şifreli paraların ne olduğu ya da ne kadar edeceği sorusu değildir. Asıl itici güç, başkalarının kazandığı bir oyunda seyirci kalma korkusudur. “Bu tren bir daha geçmeyebilir” düşüncesi, fiyatın ulaştığı seviyeyi, oynaklığı ya da hukuki belirsizlikleri ikincil hale getirir. Davranışsal finans açısından bakıldığında, şifreli paraların hızlı yükseliş dönemleri, yükseleni kaçırma fobisi ’nin en saf hâliyle gözlemlenebildiği laboratuvar ortamları gibidir. Bu giriş, kripto varlıkların kendisinden ziyade, onların yatırımcı psikolojisinde yarattığı bu güçlü duygusal tepkinin, piyasalarda nasıl rasyonellikten uzak kararları tetiklediğini anlamak açısından öğretici bir örnek sunmaktadır

Yükseleni kaçırma fobisi ’nin en yoğun yaşandığı anlar, fiyatın uzun süredir yükseldiği ve risklerin görünmez hâle geldiği geç evrelerdir. Yani yatırımcılar genellikle Bitcoin yükselirken değil, yükseliş hikâyesi toplumsal dolaşıma tam olarak yerleştiğinde piyasaya girmiştir. Bu da şifreli paraların, yükseleni kaçırma fobisini anlamak için neden davranışsal finans açısından en öğretici örneklerden biri olduğunu açıkça göstermektedir.

Davranışsal finans çerçevesinde yatırımcıların “yükseleni kaçırma fobisi” olarak tanımlanan olgu, piyasalarda sık gözlenen ve rasyonel karar alma süreçlerini bozan temel psikolojik eğilimlerden biridir. Bu durum, bir varlık fiyatı hızla yükselirken yatırımcının bu harekete zamanında katılamamış olmasından kaynaklanan huzursuzluk ve dışarıda kalma duygusuyla ortaya çıkar. Yatırımcı açısından mesele artık varlığın gerçek değeri ya da risk-getiri dengesi değil, başkalarının elde ettiği kazançtan mahrum kalma endişesidir.

Bu fobi, çoğu zaman sürü davranışıyla birlikte işler. Belirsizlik arttıkça yatırımcılar kendi analizlerine güvenmek yerine çoğunluğun davranışını rehber alır. Fiyatın yükselmesi, piyasada özel bir bilginin dolaştığı izlenimini yaratır ve “herkes alıyorsa bir bildikleri vardır” düşüncesiyle yatırımcıyı geç de olsa pozisyon almaya iter. Bu noktada fiyat, ekonomik bir sinyal olmaktan çıkar; sosyal ve psikolojik bir işarete dönüşür.

Yükseleni kaçırma korkusunun bir diğer boyutu pişmanlıktan kaçınma eğilimidir. Birçok yatırımcı, yanlış bir yatırım yapmaktan çok, doğru bir yatırımı kaçırmış olmanın yaratacağı zihinsel rahatsızlıktan korkar. İlginç biçimde, zarar etmek çoğu zaman rasyonel gerekçelerle açıklanabilirken, yükselişi seyretmek güçlü bir öz eleştiri ve pişmanlık üretir. Bu nedenle yatırımcı, riskleri yeterince değerlendirmeden piyasaya girerek psikolojik bir rahatlama sağlamaya çalışır.

Bu süreçte yakın geçmişe aşırı ağırlık verme eğilimi de belirleyicidir. Son dönemdeki fiyat artışları, geleceğe otomatik olarak taşınır ve yükselişin devam edeceği varsayılır. Tarihsel ortalamalar, döngüsel riskler ve olumsuz senaryolar göz ardı edilir. Fiyat artışı kalıcı ve neredeyse doğal bir süreç gibi algılanır. Böylece geçici bir trend, yatırımcının zihninde yapısal bir gerçekliğe dönüşür.

Davranışsal finans açısından bakıldığında, yükseleni kaçırma fobisi piyasaların son evrelerinde daha belirgin hale gelir ve genellikle fiyat ile değer arasındaki kopuşu derinleştirir. Artan talep, volatiliteyi yükseltir ve balon oluşumuna zemin hazırlar. Bu nedenle yükseleni kaçırma fobisi , yalnızca bireysel bir hata değil, piyasa istikrarsızlığını besleyen kolektif bir davranış kalıbıdır. Özetle yatırımcı, bu durumda değerleme yapmayı bilmediği için değil, o anki duygusal baskı nedeniyle bilinçli olarak ertelediği için irrasyonel davranır. Bu da davranışsal finansın, piyasalardaki aşırılıkları açıklamada neden vazgeçilmez bir çerçeve sunduğunu açık biçimde gösterir.

Nobel ödüllü Daniel Kahneman’ın geliştirdiği Beklenti Teorisi,(İngilizce adı ile Prospect Theory), çerçevesinde yükseleni kaçırma fobisi, klasik anlamda bir “kazanç arzusu” değil, kaçırılan kazancın zihinsel olarak bir kayıp gibi algılanmasıdır. Yatırımcı, henüz hiç sahip olmadığı bir getiriyi zihninde sahiplenir; fiyat yükseldikçe bu hayali kazanç büyür ve piyasaya girmemek, gerçek bir kayıp yaşanıyormuş duygusu yaratır. Kahneman’a göre insanlar kayıplara, eşdeğer büyüklükteki kazançlardan çok daha güçlü tepki verir. Bu nedenle “kaçırma” hissi, beklenen getiri hesabından daha baskın hale gelir.

Kahneman ayrıca bu tür davranışları, insan zihninin Hızlı ve Sezgisel Sistem 1 ile Yavaş ve Analitik Sistem 2 arasındaki çatışma üzerinden açıklar. Yükseleni kaçırma fobisi durumunda karar alma süreci neredeyse tamamen Sistem 1’in, yani hızlı karar vermenin kontrolündedir. Yükselen fiyatlar, çevreden gelen başarı hikâyeleri ve sosyal karşılaştırmalar, yatırımcının zihninde güçlü duygusal sinyaller üretir. Bu sinyaller, dikkatli ve yavaş karar verme evresinde, yani değerleme, risk analizi ve olasılık hesapları gerektiren Sistem 2’yi devre dışı bırakır. Yatırımcı bu aşamada “mantıklı mı?” sorusunu sormaz; “herkes kazanırken ben neden dışarıdayım?” sorusuna odaklanır.

Kahneman’ın bakış açısından yükseleni kaçırma fobisi , bireysel bir hata ya da bilgisizlik meselesi değil, insan zihninin evrimsel olarak risk ve belirsizlik karşısında geliştirdiği sistematik bir yanlılıktır. Finansal piyasalarda sık tekrar etmesinin nedeni de tam olarak budur. Fiyatlar yükseldikçe yatırımcıların daha fazla rasyonelleşmesi değil, tam tersine daha fazla duygusallaşması, Kahneman’ın “insanların belirsizlik altında tutarlı şekilde irrasyonel davrandığı” temel tezinin canlı bir doğrulamasıdır.

Türkiye’de yükseleni kaçırma fobisi ;

Finansal okuryazarlık düzeyinden bağımsız olarak, yüksek enflasyon, kur oynaklığı ve belirsizlik ortamı nedeniyle oldukça geniş bir alanda ve tekrar eden biçimlerde gözlenmiştir. Davranışsal finans açısından bakıldığında, bu örneklerin ortak özelliği, yatırım kararının “değer” yerine “geç kalmama” motivasyonu ile alınmasıdır.

En belirgin diğer örneklerden birçoğu borsa alanında yaşanmıştır. Özellikle 2021–2023 döneminde Borsa İstanbul’da art arda gelen halka arzlar sırasında, şirketin bilançosu, sektörel konumu ya da uzun vadeli kârlılığı çoğu zaman ikinci plana itilmiştir. “Halka arza giren herkes kazanıyor” anlatısı, yatırımcıların fiyat ve risk sorgulamadan talepte bulunmasına yol açmış; yükseleni kaçırma fobisi , kısa sürede kitlesel bir davranış hâline dönüşmüştür. Bu süreçte yatırımcıların önemli bir bölümü, borsayı bir değerleme alanı değil, geçici bir kazanç trenine yetişme aracı olarak görmüştür.

Bir diğer güçlü yükseleni kaçırma fobisi alanı konut piyasasıdır. Özellikle büyük şehirlerde ve sahil bölgelerinde, “fiyatlar daha da artacak”, “bugün almazsam yarın hiç alamam” düşüncesiyle gerçekleşen alımlar, ekonomik rasyonelden ziyade psikolojik savunma refleksiyle yapılmıştır. Burada konut, barınma ihtiyacının ötesinde, enflasyondan kaçış ve sosyal karşılaştırma nesnesi hâline gelmiştir. Komşunun, akrabanın ya da tanıdığın ev alarak “kârlı çıktığı” anlatıları, yükseleni kaçırma fobisi ’ni besleyen ana unsur olmuştur.

Altın ve döviz de Türkiye’de yükseleni kaçırma fobisi ’nun klasik taşıyıcılarıdır. Kurun veya altın fiyatının hızla yükseldiği dönemlerde yatırımcıların önemli bir bölümü, zirveye yakın seviyelerden alım yapmıştır. Bu davranış genellikle “bu daha başlangıç”, “herkes dövize geçiyor” gibi sosyal anlatılarla rasyonelleştirilmiş, kur gerilediğinde ise karar geçmişi sessizce unutulmuştur. Bu durum, kaçırılan kazancın zihinsel olarak kayıp gibi algılanmasının tipik bir örneğidir.

Daha özel ama öğretici bir örnek otomobil piyasasında görülmüştür. Özellikle arz kısıtlarının olduğu dönemlerde, ihtiyaç dışı araç alımları “yarın daha pahalı olacak” korkusuyla hızlanmıştır. Araç, kullanım değerinden koparak kısa vadeli bir yatırım ve statü göstergesine dönüşmüş, fiyatın kendisi talebi artıran bir sinyal hâline gelmiştir.

Son olarak, devlet destekli kampanyalar ve krediler de zaman zaman yükseleni kaçırma fobisi üretmiştir. Özellikle TOKİ projelerinde ya da sınırlı süreli kredi teşviklerinde, “herkes başvuruyor” algısı bireyleri kendi ihtiyacını ve ödeme kapasitesini ikinci plana atmaya yöneltmiştir. Burada da fırsatı kaçırma korkusu, hesaplama yapma iradesinin önüne geçmiştir.

Özetle Türkiye’de yükseleni kaçırma fobisi yalnızca kripto paralarla sınırlı değildir; borsadan konuta, dövizden otomobile kadar geniş bir yelpazede ortaya çıkar. Ortak payda şudur: Yatırımcılar gelecekteki kazancı değil, başkalarının elde ettiği kazancı kaçırma ihtimalini merkeze alarak hareket eder. Bu da davranışsal finansın öngördüğü gibi, ekonomik belirsizlik arttıkça irrasyonel davranışların istisna değil norm hâline geldiğini göstermektedir.

Davranışsal finans perspektifinden bakıldığında yükseleni kaçırma fobisi ’nden tamamen kurtulmak mümkün değildir; çünkü bu duygu insan zihninin belirsizlik karşısında verdiği doğal ve evrimsel bir tepkidir. Ancak yatırımcı, bu duygunun kararlarını yönetmesini öğrenebilir. Aşağıdaki öneriler, teknik değil psikolojik disiplin üretmeyi hedefler.

İlk ve en temel adım, yatırımcının kendisiyle açık bir sözleşme yapmasıdır. Her yatırım kararı için “hangi koşullarda alırım, hangi koşullarda almam” sorusunun önceden cevaplanması gerekir. Fiyat belirli bir seviyenin üzerindeyse, ne kadar cazip görünürse görünsün yatırım yapılmayacağına dair kişisel bir kural, yükseleni kaçırma fobisi anında en güçlü fren mekanizmasıdır. Bu yaklaşım, kararın heyecan anında değil, sakin bir zihinsel ortamda verilmesini sağlar.

İkinci olarak yatırımcı, kaçırılan kazancı bir kayıp olarak görme yanılgısının farkına varmalıdır. Piyasada gerçekleşmeyen her kazancı zihinsel olarak sahiplenmek, yatırımcının kendi kendine borç yazması gibidir. Oysa davranışsal finans açısından “almadığın bir varlıktan kazanmadığın para”, gerçek bir kayıp değildir. Bu farkındalık, yükseleni kaçırma fobisi ’nin duygusal yoğunluğunu ciddi biçimde azaltır.

Üçüncü tavsiye, yatırım ufkunun bilinçli biçimde uzatılmasıdır. yükseleni kaçırma fobisi genellikle kısa vadeli fiyat hareketlerine odaklanır. Yatırımcı, kendine “Bu varlığı bugünkü fiyatla beş yıl tutar mıydım?” sorusunu sorduğunda, birçok yükseleni kaçırma fobisi işlemi anlamını yitirir. Zaman ufku uzadıkça, fiyatın değil değerin belirleyici olması kolaylaşır.

Dördüncü olarak, yatırımcı işlem sıklığını bilinçli biçimde sınırlamalıdır. Sürekli ekrana bakmak, sosyal medyadaki başarı hikâyelerini takip etmek ve anlık fiyatlara maruz kalmak, yükseleni kaçırma fobisi ’ni körükler. Bilgi akışını azaltmak, aslında piyasadan değil, duygusal tetikleyicilerden uzaklaşmak anlamına gelir.

Beşinci önemli nokta, portföyün bir “oyun alanı” ve bir “çekirdek alan” olarak zihinsel muhasebeyle ayrılmasıdır. Eğer yatırımcı mutlaka spekülatif yükselişlere küçük bir pay ayırmak istiyorsa, bunu toplam servetin sınırlı bir yüzdesiyle ve en baştan kabul ettiği bir risk olarak yapmalıdır. Böylece yükseleni kaçırma fobisi , portföyün tamamını ele geçiremez.

Son olarak yatırımcı şunu içselleştirmelidir: Finansal piyasalarda her zaman bir sonraki fırsat vardır. Kaçırılan fırsatların anlatıldığı hikâyeler görünürdür; kaçınılan büyük zararlar ise sessizdir. Olgun yatırımcıyı diğerlerinden ayıran şey, her yükselişe katılmak değil, yanlış yükselişlere katılmamayı başarabilmesidir. Bu zihinsel çerçeve, yükseleni kaçırma fobisi ile mücadelede en kalıcı ve en rasyonel savunma hattıdır.

Bu kapsamda yatırımcı şunu tavsiye ediyorum:

“Yükseleni kaçırma duygusuyla alınan her yatırım kararı, genellikle geç kalınmış bir fiyatın riskini üstlenmek anlamına geldiğinden, yatırımcı için en sağlıklı tutum her yükselişe yetişmeye çalışmak değil, yanlış yükselişlere bilinçli biçimde katılmamayı öğrenmektir.”

Prof. Dr. Mehmet Baha Karan

Önceki Yazı

Kayıp Acısı, Kazanç Hazzından 2.5 Kat Güçlü !

Takipte Kalın!

Yeni blog yazılarımdan, gelişmelerden haberdar olmak ve takipte kalmak için abone olabilirsiniz.
Şu anda abonelik sistemi aktif değil. ✨