Toplum Finansal Krizlerden Neden Ders Almıyor?
1982 yılında bankerler sistemi çöktüğünde Türkiye yalnızca büyük bir finansal kriz yaşamadı; aynı zamanda toplumsal hafızasında derin bir yara açtı. Binlerce aile yıllarca biriktirdiği tasarruflarını birkaç hafta içinde kaybetti. Gazeteler günlerce aynı manşetleri attı. Televizyonlar bankaların ve bankerlerin önünde oluşan uzun kuyrukları gösteriyordu. İnsanlar umutla bekliyor, belki de bir ömür boyu biriktirdikleri paralarını geri alabileceklerini düşünüyordu.
O günleri yaşayanların hafızasında tek bir duygu vardı: hayal kırıklığı.
Krizin ardından hemen herkes aynı cümleyi kuruyordu:
“Artık kimse böyle vaatlere inanmaz.”
Ne var ki, tarih insanların düşündüğü gibi ilerlemedi.
1980’lerin acısı henüz tam olarak unutulmadan, bu kez Titan Saadet Zinciri ortaya çıktı. İnsanlar yine kısa sürede yüksek kazanç elde edeceklerine inanmaya devam ettiler. Binlerce kişi, yeni katılanların parasıyla ayakta duran bir sisteme tasarruflarını teslim etti.
Ardından 1990’ların sonu ve 2000’li yılların başında Yimpaş, Kombassan ve Jetpa gündeme geldi. Özellikle Avrupa’da yaşayan Türkler, hem memleketlerine yatırım yaptıklarını düşündüler hem de yüksek getiri elde edeceklerine inandılar. Farklı iş modellerine sahip olsalar da, bu girişimlerin ortak sonucu çok sayıda yatırımcının ciddi mali kayıplar yaşaması oldu. Kimi dinî değerlere, kimisi millî duygulara, kimisi ise şirketlerin büyüklüğüne güvendi. Sonuçta yine binlerce aile ciddi maddi kayıplarla karşı karşıya kaldı.
Aradan çok uzun yıllar geçmedi.
Bu kez sahneye teknoloji çıktı.
Çiftlik Bank, klasik saadet zincirini dijital bir oyunun içine yerleştirmişti. Gerçek çiftlikler yerine sanal çiftlikler kuruluyor, insanlar ekrandaki hayvanlardan gelir elde edeceklerine inanıyordu. Teknoloji yeniydi ama vaat eskiydi: az zamanda yüksek kazanç.
Sonuç yine aynıydı.
Hemen ardından kripto varlık piyasaları olağanüstü bir ilgi görmeye başladı. Blok zincir teknolojisi gerçekten önemli bir yenilikti. Ancak her büyük teknolojik dönüşüm gibi, bu yeniliğin etrafında da çok sayıda dolandırıcılık girişimi ortaya çıktı. Thodex olayı bunların en çarpıcı örneklerinden biri oldu. Yüz binlerce yatırımcı mağdur edildi.
İlk bakışta bütün bu olayların birbirleriyle ilgisi yokmuş gibi görünür.
Bankerler farklıydı.
Titan farklıydı.
Yimpaş, Kombassan ve Jetpa farklı modeller kullanıyordu.
Çiftlik Bank tamamen dijitaldi.
Thodex ise kripto varlıklar üzerinden faaliyet gösteriyordu.
Araçlar değişmişti.
Teknoloji değişmişti.
Peki değişmeyen neydi?
İnsan doğası.
İşte davranışsal finans tam da bu sorunun cevabını arar.
Benjamin Graham’ın yıllar önce söylediği şu cümle bugün de geçerliliğini koruyor:
“Yatırımcının başlıca sorunu, hatta en büyük düşmanı büyük olasılıkla kendisidir.”
Gerçekten de insanlar yatırım kararlarını yalnızca bilançoyu okuyarak vermezler. Çevrelerindeki insanların kazandığını gördüklerinde risk algıları değişir. Komşusu para kazanıyorsa, iş arkadaşı sisteme girmişse, akrabası yüksek getiri elde ettiğini anlatıyorsa, şüphe yerini güvene bırakmaya başlar.
Daniel Kahneman‘ın çalışmaları da bunu gösteriyor. İnsan zihni her zaman uzun hesaplamalar yapmaz. Çoğu zaman kısa yollar kullanır. Kalabalığın peşinden gitmek, bu zihinsel kısa yollardan biridir.
İşte sürü psikolojisi böyle başlar.
Robert Shiller bu durumu “irrasyonel coşku” olarak tanımlar. Bir noktadan sonra yatırımcılar artık fiyatların neden yükseldiğini sorgulamazlar. Yükselişin kendisi, yükselişin gerekçesine dönüşür.
Charles Kindleberger ise dört yüz yılı aşkın finans tarihini incelediğinde, balonların ortak noktasının ekonomi değil, kitlesel heyecan olduğunu söyler. Lale soğanı da farklıydı, demiryolları da, internet şirketleri de, kripto paralar da… Ama onları şişiren duygu hep aynıydı.
Hyman Minsky ise daha da çarpıcı bir tespitte bulunur. Ona göre uzun süren istikrar dönemleri insanları daha fazla risk almaya iter. Kriz yaşanmadıkça insanlar riskin ortadan kalktığını sanırlar. Oysa tam da o dönemlerde sistem en kırılgan hâline gelir.
Belki de bütün bunların arkasında daha basit bir gerçek yatar.
Eski bir söz vardır: “Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür.” İnsan hafızası unutmaya mahkûmdur.
Finans tarihi de bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.
Ekonomist John Kenneth Galbraith aynı gerçeği farklı bir ifadeyle dile getirir:
“Finansal hafıza son derece kısadır.”
Gerçekten de bugün otuz yaşındaki bir yatırımcı Banker Kastelli’yi büyük olasılıkla tanımıyor. Titan onun için uzak bir geçmiş. Yimpaş ve Kombassan’ı hiç duymamış olabilir. Jetpa mağdurlarını bilmiyor. Çiftlik Bank ve Thodex ise ona yakın görünse de, birkaç on yıl sonra onlar da yeni kuşaklar için yalnızca eski gazete haberlerinden ibaret olacak.
Toplum olayları unutuyor. Yeni kuşaklar Banker Kastelli’yi, Titan’ı, Yimpaş’ı ve Jetpa’yı yalnızca eski gazete kupürlerinden tanıyor. Birkaç on yıl sonra Çiftlik Bank ve Thodex de aynı kaderi paylaşacak. Ancak unutulmayan bir şey var: insan psikolojisi.Bu nedenle gelecekte de yeni sistemler ortaya çıkacak.
Belki adları banker olmayacak.
Belki yapay zekâ destekli yatırım platformları olacak.
Belki de milyonlarca takipçisi olan sosyal medya fenomenleri insanları yönlendirecek.
Belki herkesin güven duyduğu dijital karakterler yatırım tavsiyesi verecek.
Yöntem değişecek.
Teknoloji değişecek.
Ama onları mümkün kılan duygular değişmeyecek.
Kolay kazanma arzusu…
Sürü psikolojisi…
Aşırı özgüven…
Fırsatı kaçırma korkusu…
İşte bu nedenle finans tarihini öğrenmek, yalnızca eski krizleri öğrenmek değildir.
İnsan doğasını anlamaktır.
Bunu belki de en iyi ifade eden kişi, dünyanın en büyük bilim insanlarından biri olan Isaac Newton’du.
1720 yılında Güney Denizi Balonu’nda önemli bir servet kaybettikten sonra şu cümleyi kurmuştu:
“Gök cisimlerinin hareketlerini hesaplayabilirim; ama insanların çılgınlığını hesaplayamam.”
Teknoloji değişti. Piyasalar değişti. Araçlar değişti. Ama Newton’un hesaplayamadığı tek değişken hâlâ aynı: insan doğası.
Finans tarihini ilginç kılan şey, krizlerin tekrar etmesi değildir. Aynı psikolojinin, her kuşakta kendine yeni bir hikâye bulmasıdır.
Prof. Dr. Mehmet Baha KARAN